E.İ.B. Hakkında
Faal İhracatçı Firmalar
Mal Alım Talepleri
Dış Ticaret Mevzuatı
İhracat Teşvikleri
Fuar ve Heyetler
Eğitim ve Seminerler
Haber ve Duyurular
İstatistikler
Organik Tarım
Faydalı Bilgiler
Marka Patent
Serbest Ticaret Anlaşmaları
Dünyada Gümrük Vergileri
Incoterms
Gözetim Şirketleri
Gümrük Müşavirleri
Lojistik Şirketleri
Fuar Organizatörleri
DışTicaretMevzuatDeğişiklikleri
Seyahat Acentaları
Üyelik İşlemleri
Döviz Kurları
Ege İl Rehberi
Faydalı Linkler
RSS Özet Akışları
İletişim



Ege İhracatçı Birlikleri
Genel Sekreterliği

Adres:
Atatürk Cad. No:382
Alsancak 35220 İzmir
Tel: 232-488 60 00
Faks: 232-488 61 00
E-Posta: eib@egebirlik.org.tr



Türkiye'nin, üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları akdetmesinin temelleri esasen 1980 yılında başlayan ihracata dayalı büyüme stratejisi ile atılmıştır. Bu stratejinin dış ticaret politikası açısından en önemli hedefleri, yeni pazarlar bulmak ve ihracatı ürün bazında çeşitlendirmektir.

Diğer taraftan, aynı dönemde özellikle Avrupa'da önemli değişiklikler gerçekleşmiş ve SSCB'nin dağılması ertesinde kendilerine yeni bir ekonomik model arayan Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ), dış ticaret politikalarında AB'ne yönelerek, bir dizi ticari hüküm ihtiva eden anlaşmalar imzalama yoluna gitmişlerdir. Bu anlaşmalarla, anılan ülkeler AB pazarına uygun koşullarla girme imkanına sahip olarak Türk malları ile rekabet şansını yakaladıkları gibi, AB'ye verilen tavizler, bu ülke pazarlarında Türk ürünlerinin rekabet şansını azaltan bir etki yaratmıştır.

Bu aşamada ihracata dayalı büyüme stratejisinin yeni bir ivmeye ihtiyaç duyduğu somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu amaca dönük olarak bilinen en uygun araç ise, GATT'ın XXIV'üncü maddesi kapsamında kurulacak "Serbest Ticaret Alanları" olmuştur. Esasen bu gelişmeler daha önceden tespit edilmiş ve EFTA ülkeleri ile serbest ticaret anlaşmaları imzalanmasına yönelik müzakereler 1990 yılında başlatılmış ve 1992 yılında anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile sonuçlandırılmıştır. Aynı şekilde 1992 yılında Macaristan ve Çekoslovakya ile de müzakere süreci başlatılmıştır.

1996 yılına gelindiğinde ise, bir yandan yukarıda sayılan nedenler diğer yandan da AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliğinin taraflar arasında Ortak Ticaret Politikası uygulanmasını zorunlu kılması, AB'nin tercihli anlaşmalarından başlayarak üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin hızla ele alınmasını gerektirmiştir.

Zira, Türkiye-AB Gümrük Birliği'nde malların serbest dolaşımı ilkesi bulunduğundan, gümrük vergileri tahsil edilmek suretiyle ithal işlemleri tamamlanan tüm sanayi ürünleri taraflar arasında serbest ticarete konu olabilmektedir. Bu durum, tarafların üçüncü ülkeler ile tercihli ticaret rejimlerindeki farklılıklardan kaynaklanabilecek ticaret sapması tehlikesini gündeme getirmiştir.

Böyle bir ticaret sapmasının engellenmesi amacıyla, Gümrük Birliği'nin tamamlanmasına ilişkin 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nın 16 ncı Maddesi ile, Türkiye'nin, bu Karar'ın yürürlüğe girmesini izleyen beş yıl içinde AB'nin tercihli ticaret anlaşmaları ve tek taraflı ticari tavizlerin tanındığı otonom rejimlerine uyum sağlaması öngörülmüştür. Türkiye'nin üstlenmekle yükümlü olduğu tercihli ticaret anlaşmaları ve otonom rejimler, Ortaklık Konseyi Kararı'nın 10 sayılı ekinde sayılmaktadır.

Bu çerçevede, Türkiye, AB'nin Ortak Ticaret Politikası'na paralel olarak EFTA'nın yanı sıra AB'nin Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ) ile serbest ticaret anlaşmalarını tamamlamış ve ayrıca bölge içerisinde malların serbest dolaşımını sağlayan Pan-Avrupa Menşe Kümülasyonu Sistemi'ne 1 Ocak 1999 tarihi itibariyle taraf olmuştur. Böylece, Türkiye, AB'ne ilave olarak, tüketim eğilimi yüksek 120 milyon nüfuslu yeni bir pazara sahip olmuş ve bu ülkeler ile şimdiden derin bir ekonomik entegrasyon için altyapı oluşturulmuştur.

Ülkemiz, MDAÜ ile serbest ticaret anlaşmalarından sonra AB'nin Ortak Ticaret Politikasına uyum süreci içerisinde yeni bir aşamaya geçmiş ve Akdeniz ülkelerine doğru ticari açılım sürecini başlatmıştır. Büyük ölçüde Türkiye'nin Gümrük Birliği yükümlülükleri ile ortaya çıkan ancak yine Türkiye için önemli ticari potansiyel yaratacak olan bu süreç, AB'nin Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası ve 1995 tarihli Barselona Deklarasyonu ile şekillendirilmektedir. Barselona Deklarasyonu, AB ve Akdeniz'e kıyısı olan 12 ülke (Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün, Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, Malta ve Kıbrıs) arasında 2010 yılına kadar tedricen bir serbest ticaret alanı kurmayı hedeflemektedir.

Avrupa-Akdeniz Serbest Ticaret Bölgesi, AB'nin MDAÜ ile genişleme stratejisine de bağlı olarak, 600 ila 800 milyon potansiyel tüketiciyi içeren, 30 ila 40 ülke arasında oluşturulacak dünyadaki en büyük serbest ticaret alanı olacaktır. Türkiye'nin her iki grup ülke ile anlaşmaları sanayi ürünlerinin serbest dolaşımını, tarım ürünleri ticaretinin karşılıklı ticari tavizler yoluyla ve tarım politikalarının izin verdiği ölçüde aşamalı olarak serbestleştirilmesini; taraf ülkelerin karşılıklı olarak birbirlerine teşebbüs hakkı tanımalarını ve hizmetler sektörü ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesini öngörmektedir. Anlaşmalar ülkemizin bu ülkeler ile ticaretinin yanı sıra, sınai işbirliği ve ortak yatırım imkanlarını arttırarak dünya pazarlarındaki konumunu güçlendirecektir.Türkiye, bu süreç içerisinde karşılıklı tavizler içeren serbest ticaret anlaşmalarına öncelik vermiştir. Bugüne kadar Türkiye, EFTA, İsrail, Macaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Letonya, Slovenya, Bulgaristan, Makedonya ve Polonya ile serbest ticaret anlaşmaları imzalamıştır. Halen, Hırvatistan, Fas, Tunus, Mısır, Faroe Adaları ve Filistin ile müzakereler sürdürülmekte olup, Ürdün, Malta, Güney Afrika ve Meksika'ya taslak anlaşma metinleri tevdi edilmiştir.

Serbest Ticaret Anlaşmalarına ilişkin ayrıntılı bilgi ile Türkiye'nin Serbest Ticaret Anlaşması yaptığı ülkelerle olan anlaşma metinlerini görüntülemek için tıklayınız.